GROWTECH. ANTALYA is part of the Informa Markets Division of Informa PLC
This site is operated by a business or businesses owned by Informa PLC and all copyright resides with them. Informa PLC's registered office is 5 Howick Place, London SW1P 1WG. Registered in England and Wales. Number 8860726.
Türk tarımı için sıklıkla kullandığım bir benzetme vardır: Tarım, üstü açık en büyük fabrikadır. Bu fabrikanın çatısı yoktur; tavanı gökyüzüdür, vardiyalarını mevsimler belirler, en kritik girdisini de bir kova sudan ya da bir bulut kümesinden alır. Şimdi düşünün: O gökyüzü ısınıyor, o bulutlar Akdeniz'in üzerinden eskisi gibi geçmiyor, o vardiyalar karışıyor. İşte bu yüzden iklim değişikliği bizim için “gelecekte yaşanabilecek bir mesele” değil; daha şimdiden tezgâhın üzerindeki bir mesai problemidir.
Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) için ekibimle birlikte hazırladığımız “Türkiye'de İklim Değişikliği ve Tarımda Sürdürülebilirlik” raporunda; Orman ve Su İşleri Bakanlığı'nın en güncel ve en kapsamlı iklim projeksiyonlarını kullanarak 25 akarsu havzası ve 30 tarım havzası için 2100 yılına kadar üç dönem (2015–2039, 2040–2069, 2070–2100) boyunca neler olabileceğini analiz ettik. Bu yazıda raporun en çok altını çizmeniz gereken başlıklarını; bir meteoroloji mühendisinin değil, bir komşu çiftçinin, bir gıda sanayicisinin, bir aile sofrasının diliyle anlatmaya çalışacağım.
IPCC raporlarının ısrarla altını çizdiği bir gerçek var: Akdeniz Havzası, dünyada iklim değişikliğinden en hızlı ve en sert etkilenecek üç bölgeden biri. Ve biz tam bu havzanın içindeyiz.
En kötümser senaryoda (RCP8.5):
Yani Türkiye, önümüzdeki 25–75 yıl içinde aynı ülke olmayacak. İklim açısından bugün Konya neyse, yarın belki Karaman; bugün Çukurova neyse, yarın belki Suriye iklimini yaşayacak. Tarım haritamızı yeniden çizmek zorundayız.
Raporun belki de en sarsıcı bölümü, Türkiye'nin tahıl ambarı Konya Ovası ile ilgili olan. Devlet Su İşleri ve Su Yönetimi Genel Müdürlüğü projeksiyonlarına göre, Konya'nın bugün metrekareye düşen yaklaşık 320 mm yıllık yağışı, 250 mm seviyelerine gerileyebilir. Türkiye ortalaması olan 643 mm'nin zaten yarısı kadar yağış alan bir ovadan bahsediyoruz.
Bu rakamların çiftçi sofrasındaki karşılığı şudur:
Konya bir uyarıdır. Çünkü Konya yarın bugünkü hâliyle ekemezse, Türkiye'nin ekmek fiyatları yarın bugünkü gibi olmaz.
Mısır, hem hayvan yemi hem insan gıdası hem de biyoetanol için kritik bir tahıl. Türkiye'de mısır üretimi en çok Adana, Şanlıurfa, Mardin, Konya, Manisa ve Diyarbakır'da yapılıyor. Mısırın en bol su istediği aylar haziran-temmuz-ağustos; yani Türkiye'nin tam da kavrulduğu aylar.
Şen (2009), Çukurova'da sulama suyunun kısıtlanması hâlinde 1. ürün mısırda %58, 2. ürün mısırda %43 verim kaybı öngörmüştü. Bunu okuduğunuzda lütfen şu cümleyi de okuyun: Sıcaklık 38 °C'yi aştığında, mısır sulansa bile kökleri terlemeyle kaybedilen suya yetişemiyor. Yani belli bir sıcaklık eşiğinin üzerinde, sulama bile imdada yetişmez.
İklim değişikliği bize şunu söylüyor: Doğu Akdeniz Havzası, mısır için en kötü etkilenecek bölge olarak öne çıkıyor. Çukurova için en kritik aylar olan temmuz-ağustos, daha kurak ve daha sıcak geçecek.
Çözüm? Sadece “su açın geçin” değil. Birkaç sade ama hayati öneri:
Şeker pancarı Türkiye'de Konya, Eskişehir, Afyonkarahisar, Yozgat gibi illerde, yani İç Anadolu'da yetişiyor. Bitkinin kendisi serin geceyi sever, çok sıcak yazlardan hoşlanmaz. Bizim çiftçimizin pancara verdiği su, 2000 mm'yi bulabiliyor; oysa bitkinin ihtiyacı 700–800 mm. Su israfı, hastalık (cercospora, fusarium) ve topraktaki tuzlanma derken pancarın da iklim cephesi sıkışıyor. 2040'tan itibaren pancar bölgelerinde su açığının azalma hızının yavaşladığı görülüyor — bu, “durum kötüleşmeye devam edecek ama biraz daha yavaş” demek, sevinilecek bir haber değil.
Ayçiçeği ise Türkiye'nin yağ bitkilerinin yıldızı. Tekirdağ, Edirne, Kırklareli, Konya, Adana, Çorum başlıca üretici iller. Ayçiçeğinin sırrı, gündüz 21–26 °C'lik sıcaklık ve yeterli ışık. Sıcaklık 35 °C'nin üzerine çıktığında bitki olumsuz etkileniyor. Yapılan çalışmalar diyor ki:
Çözüm yine aynı reçetenin parçaları: ekim tarihini öne çekme, kuraklığa dayanıklı çeşitler, doğru yer-doğru bitki ilişkisi.
“Et meselesi, ot meselesidir” diye bir söz vardır; çok haklıdır. Türkiye'de yonca üretiminin önemli kısmı Van, Ağrı, Muş, Bitlis, Erzurum, Sivas, Konya gibi illerimizde yapılır. 1 kg yonca kuru maddesi için 560–830 kg su lazım. İklim değişikliği yonca üretim alanlarında 2040'tan itibaren su açığını artırdıkça, hayvan yemi pahalanacak; et ve süt fiyatları da bundan nasibini alacak.
Çayır-mera alanlarında otlayan koyun, keçi ve büyükbaşların artan sıcaklığa direnci sanıldığı kadar yüksek değildir; özellikle geviş getiren hayvanlar termal stresten doğrudan etkilenir. Yani iklim değişikliği “tarlada başlar, ahırda sürer, mutfakta biter.”
İklim sadece “daha sıcak ve daha kurak” değil, aynı zamanda daha kaprisli demek. Raporda altını çizdiğimiz şu uç olaylar Türk tarımını giderek daha sık vuruyor:
Sektördeki üretici dostlarıma, gıda sanayicilerine, karar vericilere; raporun sonuç ve önerilerinden damıttığım kısa listeyi sunayım:
a) Havza bazlı planlama yapalım. Türkiye tek tip bir iklimde değil. Konya'nın çözümü Trabzon'a, Aydın'ın çözümü Erzurum'a uymaz. Tarım havzaları, gelecekteki iklim şartlarına göre yeniden değerlendirilmeli; her havzaya uygun ürün deseni belirlenmeli.
b) Suyu üç renkten okumayı öğrenelim. Yeşil su (yağışla doğrudan toprağa giren), mavi su (yüzey ve yer altı kaynakları) ve gri su (geri kazanılmış atık su). Mavi suya bağımlılığı azaltıp gri suyu hak ettiği değere kavuşturmalıyız. Tarımda arıtılmış atık suyun kullanımı yasal ve teknik olarak hızlanmalı.
c) Yağmur suyu hasadı zorunlu hâle gelmeli. Çatılardan, yamaçlardan, seralardan toplanan yağmur suyu, küçük ölçekli sulama için altın değerinde.
d) Damlama sulama yaygınlaştırılmalı. Sulama altyapısı, arazi toplulaştırması ve yenilenebilir enerji destekli sulama projeleri, iklim uyumunun bel kemiğidir.
e) Çeşit ıslahını ve kuraklığa dayanıklı yerel tohumları öne çıkaralım. Konya'daki Bahri Dağdaş Uluslararası Tarımsal Araştırma Enstitüsü'nde tescil edilen Eraybey ve Bozkır gibi kuraklığa dayanıklı buğday çeşitleri kıymetli; bunları çoğaltmak ve yerel gen bankaları kurmak şart. Ayrıca yıllık 300–350 mm yağışla bile yetişebilen aspir gibi bitkiler stratejik öneme sahip.
f) Sigorta sistemini iklim risklerine göre güncelleyelim. Tarsim'in kuraklığı sigorta kapsamına alması iyi bir adım; bunu genişletmek ve hızlandırmak gerekir.
g) Ekim-dikim tarihlerini ve gübreleme oranlarını yeni iklim verisine göre uyarlayalım. Bu, en ucuz ve en hızlı adaptasyon yöntemi. Buna ilave olarak; iklim dostu çeşit geliştirme, sulama verimliliği, kuraktan kaçırma (drought escape) gibi çalışmalar da önemlidir.
BM'nin Gıda Güvenliği ve Beslenme raporu, dünyada açlığın 2016'dan itibaren yeniden yükselişe geçtiğini ve 815 milyon insanın aç yattığını ortaya koydu. 2050 yılında dünya nüfusunu beslemek için gıda üretiminin en az %50 artması gerekiyor. Ama biz öteki taraftan, Türkiye'de iklim değişikliği nedeniyle ürün verimliliğinin %15–25 azalmasını bekliyoruz.
Bu makasın iki ucu birbirinden uzaklaşıyor. Açlık ve iklim aynı haritada buluştuğu için bu mesele tek başına ne tarımcının, ne meteoroloğun, ne de gıda sanayicisinin meselesidir. Hepimizin meselesidir.
Yıllardır söylüyoruz: Şimdi doğaya karşı kirli ve yıkıcı bir büyümeyi, sonra da çevreyi temizlemeyi göze alamayız. Çünkü iklim değişikliği, ileride yaşanacak bir senaryo değil, şu an Konya'da, Çukurova'da, Trakya'da, Iğdır'da yaşanmakta olan bir gerçek.
Türk tarımına çağrım nettir: Bir Tarım İklim Değişikliği Acil Eylem Planı, vakit yitirmeden hazırlanmalı ve uygulamaya konulmalıdır. Bu plan; havza bazlı, çok disiplinli, bilimsel ve yapısal reformlara dayanmalıdır. Gündelik palyatif çözümler değil; kısa, orta ve uzun vadeli, ölçülebilir hedefleri olan, kararlı bir yol haritasına ihtiyacımız var.
Çünkü iklimi durduramayız ama tarımımızı koruyabiliriz. Yeter ki sera gazı emisyonunu azaltırken bir yandan da bütüncül, akıllı ve adaletli bir uyum (adaptasyon) seferberliği başlatalım. Yarın değil, bugün.
Sağlıklı topraklar, dolu sofralar ve bereketli hasatlar dileğiyle.
Bu yazı, Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, Prof. Dr. Yurdanur Ünal, Met. Müh. Aslı İlhan ve Yük. Met. Müh. Cemre Yürük tarafından TGDF için hazırlanan “Türkiye'de İklim Değişikliği ve Tarımda Sürdürülebilirlik” raporundan derlenmiştir. İndirmek için tıklayınız: https://www.tgdf.org.tr/wp-content/uploads/2017/10/iklim-degisikligi-rapor-elma.compressed.pdf